Home

Dersim massacre and state apologies

December 7, 2011

On 23rd November the Turkish Prime Minister, Recep Tayyıp Erdoğan, officially offered a state ‘apology’ for the massacre of thousands of Alevi Kurds that took place in the eastern province of Tunceli (formerly Dersim) in 1937-1939. Without wading into the rights and wrongs of today’s politicians apologising for yesterday’s crimes, well-meaning observers – including many in the Western media – have responded approvingly, citing this as the latest evidence of a democratising, self-critical Turkish politics in action. If sincere, Erdoğan’s words would have been a brave and commendable, but there are reasons to be sceptical.

The Prime Minister knows that he has nothing to lose from such an apology, (feeble as it was in any case: “If an apology is required on behalf of the state and if such precedents exist, I am apologizing”). The current Justice and Development (AKP) government will hardly be held accountable for events that took place whilst under single-party, Republican People’s Party (CHP, current opposition), rule seventy-five years ago. Whilst apologising “on behalf of the state”, Erdoğan used the opportunity to lay down the gauntlet to the CHP, declaring that it was the real culprit behind the events: “The party that should confront this incident is not the AKP. It is the CHP which was behind this bloody disaster”. Evidently, the primary motivation behind opening up this issue at this time wasn’t to have an honest, sensible debate about a difficult issue, but rather to launch the government’s latest attack on the opposition. Instead of using the opportunity to reflect modestly on some of the darkest days in the history of the Turkish republic, Erdoğan has cynically exploited a sensitive issue to score cheap political points. The spectacle is nauseating.

For a number of complex reasons Tunceli – with its predominantly Alevi population – has traditionally been a strong supporter of the secular establishment, and thus of the CHP. In the parliamentary elections earlier this year the province again voted for a CHP representative, making it something of a novelty in the Anatolian hinterland (consider this map: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a5/2011_Turkish_general_election_english.svg to see why). Could electoral calculations have anything to do with the Prime Minister’s opening up of the issue at this time, and in such a combative way? Political scientist Doğu Ergil reflected: “I wonder if Erdoğan would have done the same thing if the perpetrators had been close to his political views”, before going on to suggest that the debate “shouldn’t be limited to the Dersim killings. Turkey should also apologize for the 1915 Armenian killings and the Sept. 6-7, 1955, events, which resulted in the mass exodus of minorities from the country”. Don’t hold your breath.

Apparently it isn’t possible to stimulate an honest conversation about the darker episodes of the country’s history without seeking political reward; it isn’t possible to reform the judiciary without leaving a legacy of overbearing party political control; it isn’t possible to de-fang the military without simultaneously loading the police with your own supporters. Yet again the convenient narrative of Turkey’s steady democratisation is exposed as, at best, flawed.

One Response to “Dersim massacre and state apologies”

  1. selda Says:

    KÖPRÜLER, CAMİLER DEVRİ VE SUNNİ OSMANLI HEGEMONYASINA DOĞRU…

    “Sünni-Ulus” inşasına hız veren AKP, Osmanlıcı vizyonunu hayata geçirmeye hız verdi. Arada sırada verilen geçici tavizler mücadelenin taktiksel yönleri olarak sunuluyor… Bölgesel bir güç olmaya soyunan AKP iktidarı, bölgede Şii direniş eksenine karşı önü açılan Sünni iktidarların öncülüğünü üstlenmeyi ve Türkiye’yi Sünni hegemonyanın merkez ülkesi yapmayı hedefliyor. AKP, Türk devletinin bir “Sünni İslam-Türk devleti” olduğunu “simgelerle” kafalara yerleştirme konusunda ısrarlı. Aynı zamanda “yeni Osmanlıcılık” denilen, “bölgesel hegemonya” hedefini de bu yolla bir kere daha “hissettirme” de kararlı görünüyor. Bu ise Alevilerin eskisine nazaran çok daha fazla baskı altında tutulmaları, hatta dış mihrakların bir uzantısı olarak gösterilerek, asimile ve göçe tabii tutulmalarını kaçınılmaz kılmaktadır.
    Sunni devlet ve örgütler, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan selefileri, el Kaide, el Nusra, Hamas, Müslüman kardeşler, Libya Sunni aşiretleri, yine Sunni mezhebinden Abdullah Öcalan ve Barzani’yle ilişkilerin yoğunlaştırılması, ÖSO’nun silahlandırılıp Suriye Kürtlerinin üzerine saldırtılması, vb. “Sünni-Ulus” inşasının bölgesel ve küresel boyutunu göstermesi açısından önemli ipuçları veriyor.  

    Karizmalı lider diye lanse edilen Erdoğan, ”Avrupa Parlementosunu tanımıyorum” diyerek köyüne kapanmış bir aşiret reisi karizmasını yansıtmaktan ileri gidemedi. Tayyip Erdoğan’ın son dönemdeki agresif tavırları, dış dünyada ona en çok destek vermiş olan insanları kaybetmesine yolaçarken, ana çemberinde de kara bulutları toplamaya başladı. AKP liderinin aşırı çelişkili tavırları, 2 saat içinde söylediğinin tam tersini idda etme hızında bakanlarını bile geçmesi, sokak kabadayılarını andıran tavırları ile Kenya, Uganda veya Kongo’da çete savaşları yapan tribu liderleri benzeri bir imaj yarattı. Kazak- Türk iş forumu’na katılmak için gittiği kazakistan’da, Kazaklar’dan 5 çocuk yapmalarını, Balkanları yeniden kan gölüne çevirmek için Bosna ve Arnavutlar’dan da en az 5 çocuk yapmalarını isteyen Erdoğan, bu son olaylardan sonra korkmuşa benzer ki, Kazlıçeşme ve Sincan’da ”çok çocuk” masalını tekrarlamadı…
    AKP karizmacısının söylediği beş çocuktan üçü zaten ekmek bulamayıp Avrupa’ya göçüyor, geride kalanlar ya tinerci oluyor, yada varlıklarının nedeni olmuş Erdoğan’a karşı isyan ediyor, Taksim isyanı ile başlayan yeni gelenekle gözleri açıldığından her zaman Erdoğan’ın bizzat kendisi için potansiyel bir tehlike olarak çoğalıp duracaklardır.

    AKP iktidarı Aleviler’i aşağılamaya devam ediyor. AKP şimdi açıktan, Alevilere karşı, Alevi katliamcısı padişah ve politikacıların diliyle konuşuyor. Taksim ve Çamlıca’ya, Osmanlı dönemini yeniden canlandıracak dev camiler kurma planları, İstanbul’da yapımına karar verilen üçüncü köprüye, Alevi katliamcısı Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi, bunun göstergeleridir. Erdoğan artık resmen Alevi kültürüne küfür etmeye başladı. Bir halkın kültürünü yok sayan, onu aşağılayan böyle bir ”karizma” çok tehlikelidir.

    2. Köprünün adı: Fatih köprüsü, yani kardeş katilliğini kanunlaştıran ilk zalim! Fatih henüz 11 aylık olan kardeşi Ahmet’in öldürülmesini emretmişti. Fatih sultan Mehmet henüz devlete isyan edecek nitelikte olmayan ve sadece hanedan mensubu olması sebebiyle kendisinden şüphe edilebilecek kardeşinin katlini emrederek suç işlemiştir. İşte bu katilliği köprülerle semboleştiren Sunni islam ideolojisini devam ettirmeye çalışan AKP rejiminin çağ dışı karakteri!

    3. Köprü: Yavuz Selim köprüsü,  kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldüren zalim… Bu zalim sistemin liderleri, Padişahlar Fatih’in bu kanununa dayanarak kardeşlerini veya çocuklarını boğdurturken, esasında devletin bütünlüğüne zarar verdiklerini ve iktidara karşı geldiklerini iddia etmişlerdir. Asi olan hanedan mensubu da olsa, üçüncü bir şahıs da olsa cezası bellidir. İdam…
    Sunni Osmanlıcılar’ın cevapları hemen hazırdır: ”…Osmanlı bu yolla birlik ve beraberlik sağlamıştır, yoksa koca osmanlı olmazdı..” deyip duruyorlar! Ne yazık ki bu ”kardeşleri” normal bir yolla birleştirmeyi başaramayan böylesine bir sistem en kötü bir sistemdir. Yani 2 kardeşi normal bir şekilde bir arada tutamayan zalim Osmanlı’nın, o kadar milleti nasıl tahakküm altında tuttuğu aşikardır.
    Osmanlı’nın ideolojik babası Muhamet, çete reislerini kız alıp vererek birbirine bağlıyarak Arap milliyetçiliğini yaratmıştı. Yani o da bir buçukluk bir kaç aşireti normal yolla birleştirememişti.
    Fatih kanunnamesinden sonra Yavuz Sultan Selim, kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldürtmüştür. Gerçekten de henüz Sultan İkinci Beyazıd’ın sağlığında üç oğlu arasında taht kavgaları başlamış, şehzadeler kendi orduları ile birbirleriyle savaşmış ve bu savaşlar sonucu Sultan Selim tahtta sahip olmuştur. Diğer kardeşler ise devlete asi geldikleri için makus talihlerine razı olmuşlardır. Kardeşlerinin erkek evlatlarına da aynı muameleyi reva görmek ne kadar bu kanunname kapsamında değerlendirilebilir anlamak mümkün değildir. Zalim osmanlı burada gerçek yüzünü gösteriyor. Hakikaten henüz kundakta olan hanedanın erkek üyeleri dahi Yavuz’un emrinden kurtulamamışlardır.
    Yavuz’un oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da oğlu Bayezid ve onun beş evladını devlete isyan etmek gerekçesi ile öldürdüğü bir vakıadır.
    Bu konuda en pervasız padişahlardan birisi maalesef 3. Murad olmuştur. Padişah, çevrenin de etkisiyle ve siyâseten katl esasına dayandırarak beş kardeşini idama mahkûm ettirmiştir.
    İŞTE AKP ‘ İN SAVUNDUĞU KARDEŞ KATİLİ OSMANLI…

    Esassen AKP’ nin de azgınca savunduğu bu Osmanlı bir zulüm, vahşet ve barbarlık sistemidir, kaynağını Sunni islam’dan alır. Sünni hegemonyasının tesis strateji, AKP ve diğer Arap devletlerinin ortak projesi olarak gelişirken, tam da böylesi bir süreçte, Türkiye’de Alevileri rencide eden politikalara hız verilmesi, Sünnileri Alevilere karşı düşmanlaştırmaya yönelik AKP kışkırtmaları, Alevilerin Hiristiyanlardan daha tehlikeli oldukları şeklindeki Osmanlı düşüncesinin miting alanlarıda propoganda malzemesi olarak kullanılması tehlikenin boyutunu göstermektedir.
    Türkiye Cumhuriyeti, Sunni dinci asker-polis devleti olmayı 11 yıllık AKP rejiminde gerçekleştirdi, ama bunun zirve noktasına ulaşılırsa Alevi’lerin sonu Rum ve Ermeniler’in  ki gibi olacaktır.
    Bunun provası şimdilik Suriye’de, AKP Sunni islamcılarının desteğinde yapılıyor…
    Erdoğan’ın, Suriye’ye giriş planlarından vazgeçmemesi, PKK’yi, Sunni şeriatçı gurupları desteklemek için 5.kol şeklinde oraya sokma girişimi, sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
     
    AKP’nin kendi özel ordusunu kurma yolunda hızlı adımlar attığı bu günlerde, polis gücünün bu kadar kısa sürede palazlanıp küçük ve donanımlı bir ordu haline gelmesi, Kürt aşiret reislerinin silahlı güçlerinin de bunlara entegre edilmesi sürecine paralel olarak ortaya sürülen son senaryo tamamıyla aldatmacadır…
     ”barış süreçleri”, geri çekilmeler, İmralı’da, gizli karanlık hücrelerdeki MİT senaryoları, ”Kürt sorununu çözmek” için hazırlanan, nerede oldukları bilinmeyen hayali plan ve projeler”, bunlar tamamıyla yalandır, bunun herhangi bir belgesi ve imzalayıcısı da yoktur. Sunni islamcıların tek şefi (yeni tipten bir halife!) olma dışında hiçbir amacı olmayan Erdoğan’ın kalkıp da Kürt sorunları ile uğraşacağını sanmak saflık olacaktır. AKP rejiminin Suriye’de direk Alevileri ve Hiristiyanları hedef alan soykırım planlarını gerçekleştirmek için PKK altında örgütlenmiş gerilla tecrübesine sahip kontraların gücünden faydalanma taktiğidir bu: Abdullan Öcalan’ın, ”İslam bayrağı altında, Erdoğan’ın başkanlığı altında birleşelim” çağrıısı ve kontraların dağlardan alınıp güneye kaydırılmaları, AKP rejiminin aşamalı planlarını ortaya koydu…Erdoğan’ın Ali’cilik yapması da, tamamıyla adi bir propogandadır ve piskolojik savaşın bir parçasıdır. Alevi’lerin, kendi varlıklarını hedef alan bu türden piskolojik savaşa dur demelerinin zamanı gelmiştir.
    AKP rejiminin Müslüman Sünni kesime sırf Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yıllık en az 8.6 milyar dolar kaynak aktarıyor. İmam-hatip okullarına, Kur’an kurslarına, diğer kurumlardaki mescitlere milyarlar akmaya devam ediyor. Alevilerin verdikleri vergiler onlara karşı birer silah olup çıkıyor. Bütün maddi kaynaklar Sünniliğe doğrudan entegre edilmiş. Diğer yandan 11 yıllık AKP rejiminde Alevilik tarihinin en büyük asimilasyonunu yaşadı. Milyonlarca Alevi Sunnileştirilip dejenere edildi. Osmanlı Aleviliğe karşı insanlık tarihinin gördüğü en vahşi ve en büyük katliamların uygulayıcısı olmuştur. Başta Ayasofya olmak üzere binlerce kilise Camiye çevrilmiştir. Alevilerin kendilerini İslam dairesi içerisinde tanımlamaları tamamen korku temelinde, zorla söyletilmiş bir vurgudur. Müslümanlarca çembere alınan halklar yaşama şanslarını artırmak için bu yolla başvurmuşlardır…Aleviler, Sünni ve Şii anlayışın benimsediği ve uyguladığı İslam anlayışını uydurma bir din olarak nitelendirmektedirler.
    Alevilerin din anlayışı ile Sünni Şii İslam anlayışı arasındaki derin farkları olduğu için, İslam’ın Halifeliğini üstlenen Osmanlı için bu sapık bir inançdır ve yokedilmesi gerekir. 1826 katliamından sonraki süreçte Osmanlı Alevilerle ilgili politikasında değişikliğe giderek, katliamın ve baskının yanı sıra çok yoğun olarak asimilasyon politikasına girişilmiştir. Alevi Köylerine Cami yapma politikası bu dönemde başlamıştır. Alevi Bektaşi Dergahları Sünni tarikatlara teslim edilirken, dağ başlarındaki Alevi Tekke – Dergahlarına ise o bölgeden Alevi işbirlikçiler görevlendirilmiştir. Alevi çocukları köylerinden alınarak Sünni okullarında eğitilip köylerinde görevlendirilmişlerdir. Aleviler açısından çok yoğun bir Sünnileşme yaşanmış, Alevilikte görülen Sünni usullerde bu dönemde Aleviliğe sokulmuştur.
     
    Osmanlı’ın devamı olduğunu idda eden AKP Sünniliğe dayalı korku imparatorluğunu kuruyor.

    Erdoğan, hükümet olmanın namazı, Kuran’ı ve abdesti bilenlerin işi olduğu söylüyor. “Ne zaman abdest alınacağını bilmeyecek kadar zavallı, ne İslam’dan ne abdestten, ne Kuran’dan habersiz olan insanlar Türkiye’de iktidar olmaya kalkıyorlar. Önce milleti tanı bakalım” ifadesi ile, ayrımcılıktan beslenen, tekçiliği dayatan ideolojik yüzünü gösterirken, diğer yandan ise, hedeflerinde var olan salt Sünniliğe dayalı Türkiye düşüncesini gözler önüne sermektedir.
    AKP hükümeti, Alevileri, camiye, abdeste ve namaza davet etmekten vazgeçmelidirler. Aleviler Cemevinde, Niyazında ve ruh abdestlerinden mutludurlar. Gayri Müslimler ise kendi Kilisesinde, Havrasında ve Sinagogunda mutlu ve huzurludur.
     
    Bilindiği gibi, Arap aşiret liderleri Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid ve sonraları Osmanlı halifeleri döneminde, büyüme gelişme genellikle kan bağı yaratılarak sağlanıyordu. Osmanlının ortaya çıkışı aynı bu yolu izledi. Osman’ ın oğlu Orhan, bir Bizans prensesi ile evlendirildi ve böylece Osmanlı dünyaya gözünü açtı.
     
    Ne yazık ki bu ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
     
    İslam politik ideolojisinin lideri Muhamet, Arap ulusunu yaratmak için Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye, Yezid ve tüm geri kalan yöneticileri, kız alıp verme denilen ilkel bir gelenekle birbirine bağladı.
     
    Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
    Muhammet, Ömer’in damadı.
    Osman, Muhammed’in damadı.
    Ali, Muhammed’in damadı.
    Ömer, Ali’nin damadı.
    Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
    Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
    Bu durumda
    Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
    Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
    Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
    Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
    Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.
     
    Demek ki bugün yüz milyonlarca insana hükmeden Muhamet idolojisi o zaman bir kaç aşiret ileri gelenini bile bir araya getirmekte yetersiz kalmış!
    Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine birer kan bağı ile kenetlendirilmişler. Bu yapaydır, sunnidir. Demekki bu sözde ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
     
    Toplumların uluslararası entegrasyonu dururken, Avrupa kültürüne entegrasyon dururken, çöllerde serseri mayın gibi izole hayat yaşayan Bedevi kalıntısı ilkel toplulukların yalan dolanla abartıp günümüze kadar bölge halklarına zorla dayatıkları savaş ve yağmalama kültürüne sarılmak, kabile şeflerinin hikayelerinde kutsallık aramak, bunların ideolojileri ile devlet yönetmeye kalkmak sonuçsuz kalmaya mahkümdur.
    Aleviler, kendilerini bu saçma sapan İslamist ideolojilerden kurtarıp özgür bir toplum haline gelmelidirler.
    Türkiye’ de Dersim alanı dışında Alevi’lerin çoğunluk sağladığı şehir kalmadı.
    Aleviler, şimdiye kadara takip edilen yanlış politikalarla zorla asimile edilerek 13 şehirden göçe zorlandılar, boş kalan alanlara ise Balkan ve kafkas göçmenleri yerleştirildi… Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
    1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
    Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
    İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…
     
     
    Muhamet’in 632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

    Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
    Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
    Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
    Hiristiyan ve Yahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
    Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
    Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
     
    Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
    1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 810 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
    Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
    Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
    Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
    Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
    Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
     Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
    Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
    Hangi Alevi’ye sorsan;
    ‘’Şeriata karşı mısın?’’
    ‘’Evet, karşıyım’’ der.
    Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
    Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
    Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
     Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Devşirmeci kalıntısı İslamist askeri güçler sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.
     
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
     
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: